1.2. Bahçe Bitkileri Yetiştiriciliği
Türkiye sahip olduğu ekolojik koşulların uygunluğu nedeniyle bahçe bitkileri üretimi açısından dünyada önemli ülkeler arasında yer almaktadır. İşlenen tarım arazisinin %12.69'u bahçe bitkileri tarımında kullanılmakta olmasına karşın bahçe bitkilerinin bitkisel üretim değerindeki payı ise % 55.76'dır. Bahçe bitkileri dış satım açısından da büyük önem taşımaktadır. Tarım ürünleri dış satım değerinin yaklaşık yarısı bahçe bitkileri üretiminden sağlanmaktadır. Ancak bahçe bitkileri dış satım miktarının üretim miktarına oranı düşüktür. 2000 yılı değerleriyle dış satım oranı yaş meyvede % 3.02 ve yaş sebzede % 1.45 olarak gerçekleşmiştir.

1.2.1. Bağcılık

Mevcut durum

Ülkemiz yaklaşık 4 milyon ton civarında gerçekleşen yaş üzüm üretimi ile dünya üretiminin % 6'sını karşılamaktadır. Üretilen üzümün % 41.7'si kurutmalık ve % 35.4'ü sofralık, %17.4'i pekmez, köfter, pestil gibi ürünlerin yapımında ve % 5.5'lik kısmı da şarap üretiminde kullanılmaktadır. 2003 yılı verilerine göre, 565.000 ha bağ alanı ile Türkiye dünyada dördüncü sırada yer almaktadır. Üzüm üretimimiz 3.650.000 ton olup, meyve üretiminin % 30'una karşılık gelmektedir. Ülkemizde yer alan 9 tarım bölgesinin tamamında bağcılık yapılmaktadır. Birinci sırada yer alan Ege Bölgesi Türkiye üzüm üretiminin % 45.6'sını gerçekleştirmekte ve bağ alanlarının % 28.5'ine sahiptir, Ege Bölgesini Akdeniz ve Marmara bölgeleri takip etmektedir. Sofralık ve şaraplık bağ yetiştiriciliği hızlı gelişme eğilimindedir.

İhracat açısından bağcılığın durumu değerlendirildiğinde kuru üzüm ihracatı büyük önem taşımaktadır. 210.000 ton çekirdeksiz kuru üzüm ihracat miktarı ile ülkemiz dünyanın en büyük ihracatçı ülkesi konumunda olup dünya pazarının yaklaşık % 44'ünü kontrol etmektedir.

Sorunlar

Ülkemizde talebe cevap verebilecek yeterli ve sağlıklı asma fidanı bulunmamaktadır.
Yerel çeşitlerimizin yeniden değerlendirilerek üretime kazandırılması çalışmaları yetersizdir.

İhraç edilen ürünlerimizde tarım ilacı kalıntısı, ağır metal kalıntısı ve okratoksin-A sorunu ön plana çıkmaktadır.

Öneriler

Modern fidan üretim tekniklerini kullanan fidanlıkların sayısı artırılmalı ve bu fidanlıklarda virüsten ari, klon seleksiyonu yapılmış çeşitlerle sağlıklı fidan üretimi sağlanmalıdır. Ülkede devlet kontrolünde sağlıklı ve ismine doğru anaç ve çeşit verebilecek en az 2 adet damızlık tesisleri kurulmalıdır.

Bağ tesisinde kullanılacak dayanak ve tel materyallerinin geliştirilmesi; direk, tel ve bağlama aparatlarının çeşitlendirilmesi ve kullanıma sunulması gerekmektedir.

Örtü altı üzüm yetiştiriciliği erkencilik ve ihracata yönelik olarak teşvik edilmelidir. Bu açıdan dış pazarın talep ettiği erkenci çeşitler tercih edilmelidir.

Ülkemiz gerek sofralık, gerekse şarapçılık açısından özellikle dış pazarlarda kendine yeni piyasalar bulabilecek yerel üzüm çeşitleri açısından zengindir, bu yerel çeşitlerin kazanılmasına yönelik çalışmalar teşvik edilmelidir.

1.2.2. Meyve yetiştiriciliği

Türkiye, dünyadaki sekiz gen merkezinden Yakındoğu ve Akdeniz Havzası'nı kapsaması nedeniyle birçok tür ve çeşidin anavatanı durumundadır. Bu bağlamda, kültürü yapılan 138 meyve türünden, subtropik meyve türleri de dahil olmak üzere 75 kadar tür ülkemizde yetiştirilebilmektedir. Bu genetik çeşitlilik, değişik çevresel koşullara adapte olan, farklı pazar taleplerini yanıtlayan ve özellikle organik yetiştiriciliğin ön planda olduğu günümüzde hastalık ve zararlılara dayanıklı çeşitlerin seçimine büyük ölçüde katkı sağlamaktadır.

1.2.2.1. Yumuşak çekirdekli meyveler

Mevcut durum

Yumuşak çekirdekli meyveler grubuna giren türlerin 2003 yılı toplam üretimi 2.962.000 ton olup, bu üretim içinde 2.500.000 ton ile elma en büyük payı almaktadır. İkinci sırada armut yer almakta olup, üretim miktarı 360.000 ton olarak gerçekleşmiştir. Ayva üretimi ise, 102.000 tondur.

Yumuşak çekirdekli meyve türlerinde, üretimin önemli bir bölümü iç pazarda değerlendirilmektedir. 2002 yılında 14.504 ton elma ihraç edilerek 5.891.000 $ gelir elde edilirken, armutta bu değerler 12.821 ton ve 5.711.000 $'dır. Suudi Arabistan en önemli elma (%60) ve armut ihraç ettiğimiz ülke konumundadır. Elma için İngiltere, Almanya, Portekiz gibi Avrupa, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve eski Doğu Bloku ülkeleri ümitvar pazarlar olarak görülmektedir. Armut üretiminin yükselmesi durumunda ise, Ortadoğu ülkeleri, Almanya ve İngiltere gibi ülkelere ihracat şansı doğabilecektir.

Sorunlar

Yeterli sayıda ismine doğru sağlıklı ve sertifikalı fidanlarla bahçeler kurulmamaktadır.
Elmada son yıllarda spur çeşitler ve bodur - yarı bodur anaçlarla kurulan kapama bahçelerin devreye girmesiyle verimde artışlar sağlanmaya başlanmıştır. Ancak bu şekilde yetiştiricilikteki bilgi eksikliği nedeni ile verim ve kalitede yeterli bir artış sağlanamamıştır.

Armutta ve ayvada genellikle karışık bahçeler şeklinde yetiştiricilik yapıldığından, standart çeşitlerle kurulu kapama bahçelerin sayısı azdır.

Son yıllarda armut ağacı sayısında, üretiminde ve verimde azalmalar meydana gelmiştir. Bu azalmalar, 1990'lı yılların başında görülmeye başlayan ve hızla yayılan ateş yanıklığı (Erwinia amylovora Burril.) hastalığından kaynaklanmaktadır.

Söz konusu türlerde üretimin artmasına karşılık ihracatta yeterli miktarda artış sağlanamamıştır.

Öneriler

Bahçeler sertifikalı fidanlarla kurulmalıdır.

Modern meyvecilik gereklerine uygun olarak, bodur ve yarı bodur klonal anaçlarla sık dikim uygulamalarının hızla yaygınlaştırılması ve modern budama sistemlerinin doğru şekilde uygulanması sağlanmalıdır. Avrupa'da elma yetiştiriciliğinin en önemli üretim maliyeti işçilik giderleridir. Şu anda Avrupa Birliğinde işçilik 10 Euro/saat'dir. Bu açıdan ülkemiz diğer üretim maliyetlerini de düşürdüğümüzde avantajlı konuma gelecektir.

Sofralık tüketimin yanı sıra teknolojik ve sanayilik çeşitlerin geliştirilmesine ağırlık verilmelidir. Dünya ticaretinde aranılan bu çeşitlerin vakit kaybedilmeden Türkiye'ye getirilerek uygun ekolojilerde adaptasyonları yapılarak üretimlerinin yaygınlaştırılması, getirilmiş olan çeşitler ile ilgili çalışmaların kısa sürede sonuçlandırılarak üretilmeleri gereklidir. Ege ve Akdeniz Bölgelerinde soğuklama gereksinimi düşük olan çeşitler yetiştirilmelidir. Bu amaçla yurt dışında tescili yapılmış çeşitlerin yurt içinde hızla tescillerinin yapılarak sertifikalı üretime alınmaları gerekmektedir.

Tüketim fazlası ürün rasyonel biçimde kurutularak, meyve suyu ve diğer işlenmiş ürünler biçiminde değerlendirilmelidir.

Elmada karaleke, armut ve ayvada ateş yanıklığı hastalığına karşı, dayanıklı çeşitler belirlenerek kullanımları sağlanmalıdır. Alınacak kültürel önlemlerle ateş yanıklığı hastalığının yayılması önlenmelidir. Pestisit kullanımı azaltılarak Entegre Zirai Mücadele Yöntemleri uygulanmalıdır.

Depolanacak üründe kalitenin korunması bakımından öncelikli olarak önemli üretim bölgelerinde, depo koşulları iyileştirilerek kontrollü atmosferli depo kapasitesinin ve miktarının arttırılması, soğuk zincir teknolojilerinin geliştirilmesi sağlanmalıdır.

1.2.2.2. Sert çekirdekli meyveler

Mevcut durum

Bu grupta yer alan kayısı, kiraz, vişne, şeftali-nektarin ve erik türlerinin 2003 yılı toplam üretimi 1.360.000 ton olup, en büyük pay 460.000 ton ile şeftali-nektarin türlerine aittir. Bunu kayısı (440.000 ton), kiraz (255.000 ton), erik (205.000 ton) ve vişne (120.000 ton) izlemektedir. Kayısı üretiminde Türkiye dünyada ilk sırada yer almaktadır.

Sert çekirdekli meyvelerden kayısı taze ve özellikle kuru meyve olarak ihraç edilirken, kiraz taze olarak ihraç edilmektedir. Şeftali, erik ve az miktarda vişne dışsatımı taze ve kuru olarak gerçekleştirilmektedir. 2002 yılı verilerine göre, 66.763 ton kuru, 4.600 ton taze kayısı ihracatı gerçekleştirilmiş ve bu ürünlerden sırası ile 113.271.000 ve 3.524.000 $ gelir elde edilmiştir. Dünya sofralık kayısı dışsatımının %80 kadarı turfanda çeşitlerle yapılmakta olup, bu ihracatın yaklaşık %95'i üretici ülkeler durumundaki Akdeniz ülkeleri ile Avrupa ülkeleri arasında gerçekleşmektedir. Kuru kayısı için spesifik yöre olan Malatya'da üretilen kayısının tümü kurutularak ihraç edilmektedir. 2002 yılı verilerine göre, 19.042 ton kiraz, 27.579 ton şeftali-nektarin ihraç edilmiştir. Bu ürünlerin ihracatından elde edilen gelir 49.276.000 $ ve 8.076.000' $ dir. İhraç edilen 4.595 ton taze erikten 2.706.000 $ gelir sağlanırken, 829 ton kuru olarak ihraç edilmiş ve bundan sağlanan gelir 837.000 $ olmuştur. Vişne ihracatı ise 100 ton gibi çok düşük bir değer olup, 109.000 $ gelir sağlanmıştır.

Sert çekirdekli meyvelerden kayısı taze ve özellikle kuru meyve olarak, kiraz ise taze ve işlenmiş olarak ihraç edilmektedir. Şeftali, erik ve az miktarda vişne dışsatımı taze ve kuru olarak gerçekleştirilmektedir.

Sorunlar

Sert çekirdekli meyvelerde; ismine doğru, sağlıklı fidan üretiminin yapılmaması nedeniyle, meyve bahçeleri kalitesiz, hastalıklı ve yanlış çeşit isimli fidanlarla kurulmaktadır. Tohum ve klon anacı damızlıkları yeterli düzeyde değildir.

Günümüzde çöğür anacı yerine bodur ya da yarı bodur klon anaçlarının kullanımı ile sık dikim sistemli bahçeler kurulmaya başlanmıştır.

Üretilen çeşitlerde istenilen kalite ve standardın sağlanamaması nedeniyle ürün kalitesi dış pazar isteklerine cevap verecek düzeyde olmamaktadır.
Sanayiye uygun çeşitlerin sayısı ve üretim miktarı azdır.

Mevcut toprak koşullarına uygun anaç seçimi yapılmamaktadır. Bu durum, özellikle sert çekirdekli meyve türlerinde daha da önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.
Özellikle kiraz bahçelerinde tozlayıcı çeşide yer verilmemekte veya yanlış çeşit kullanılmaktadır.

Yanlış yapılan budamalar nedeni ile özellikle kiraz ve vişnede yüksek boylu ağaçlar oluşmakta, bu da hasat işlemlerini güçleştirmektedir.

Meyvelerde depolama olanakları ve teknikleri sınırlıdır. Depolama işlemi yeterince ve doğru olarak yapılamadığı için yaklaşık % 30 oranında ürün kaybı meydana gelmektedir.

Öneriler

Kaliteli ve standart çeşitlerle yeni plantasyonlar kurulmalı, modern yetiştiricilik teknikleri kullanılarak, birim alandan alınan verim artırılmalıdır.

Kirazda son yıllarda Gisela serisi anaçlar ülkemizde kullanılmaya başlanmıştır. Ancak, bazı ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de, bu anaçlarla ilgili bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Maxma, Wariot, Tabel, SL64 gibi klon anaçlarının kullanımı da desteklenmeli ve idris ve kuş kirazı populasyonu içinde uygun anaç seleksiyonu çalışmalarına hız verilmelidir.

Özellikle kiraz ve Japon erikleriyle kurulacak bahçelerde uygun dölleyici çeşitlerin mutlaka bahçede bulundurulması gereklidir.

Çeşit seçiminde, ülkemizin iklim avantajını iyi kullanarak özellikle sahil kuşağında ihracata yönelik erkenci çeşitlerin yetiştirilmesi teşvik edilmelidir.

Tür ve çeşitlerin yayılışında bölgelere göre üretim planlaması yapılmalıdır. Avrupa pazarlarında “Türk Kirazı” olarak aranılan 0900 Ziraat (Salihli, Allahdeyen) çeşidinin üretim miktarının arttırılması gereklidir. Bu çeşidin hasat döneminin uzatabilmesi bakımından yetiştirme alanlarının genişletilmesi önem taşımaktadır. Böylece daha uzun bir süre dış pazara kaliteli ürün sunma şansı yakalanabilecektir.Ayrıca erkenci ve geç hasat edilen yeni kiraz çeşitlerinin hızla introdüksiyonu yapılıp adaptasyon parselleri kurularak üretime alınmalıdır. Kuru erik üretimi için tüm dünyada kabul görmüş çeşit olan D'Agen çeşidinin üretiminin yaygınlaştırılmasında büyük yarar vardır.

Kiraz ve vişne için önemli bir maliyet sorunu olan hasadın mekanik veya kimyasal yolla yapılması için gerekli eğitim ve yayım çalışmaları yapılmalıdır. Bu amaçla makine kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.

İleri teknolojiye sahip sistemlerle donatılmış soğuk hava depoları, kontrollü atmosferli depolar artırılmalı, depodan alınan ürünün yine aynı soğuk zincir içerisinde, soğutuculu taşıtlarla pazara ulaştırılması konusunda çalışmalar yapılmalıdır.

1.2.2.3. Sert kabuklu meyveler

Mevcut durum

Türkiye, dünya sert kabuklu meyve ticaretinde önemli yeri olan türlerin hemen hemen hepsinin geleneksel yetiştiricisi konumunda olup, fındık üretiminde dünyada lider konumdadır. Türkiye fındık üretimi 2003 yılı verilerine göre, 490.000 tondur. Aynı yılın verilerine göre, 125.000 ton ceviz, 85.000 ton antepfıstığı, 48.000 ton kestane ve 38.000 ton badem üretimi gerçekleşmiştir. Bu üretilen miktarlardan 11.665 ton kestane ve 1.936 ton antepfıstığı ihraç edilerek 13.512.000 $ ve 8.320.000 $ gelir elde edilmiştir. 19 ton iç badem ve 213 ton kabuklu badem ihracatı gerçekleştirilerek, sırasıyla 22.000 $ ve 621.000 $ gelir sağlanmıştır. Cevizde ise kabuklu olarak 131 ton ihracat söz konusu olup, elde edilen gelir 421.000 $ olmuştur.

Sorunlar

Fındık bahçelerinde çeşit karışımı söz konusu olup, bu çeşit karışımı standardizasyonda ve işlemede sorunlara neden olmaktadır.

Fındık bahçelerinin büyük bir kısmı (özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi) yaşlı bahçeler olup, ocaklar arasındaki mesafe verimi olumsuz etkilemektedir.
Ülkemizde fındık fidanı üretimi kök sürgünlerinin ayrılması şeklinde yapılmakta olup, kamu ve özel sektörde fidan üretimi amacı ile faaliyet gösteren herhangi bir kuruluş bulunmamaktadır.

FİSKOBİRLİK tarafından alınan fındıklarda ödemenin geç yapılması üreticileri sıkıntıya sokmaktadır.

Fındık üretiminde mevcut teknolojinin yetersiz olması nedeni ile, üretim büyük çoğunlukla insan gücüne dayanmakta ve dolayısıyla üretim maliyetleri yükselmektedir.

Fındık ve antepfıstığında hasat sonrasındaki harmanlama ve kurutma döneminde; kabuk kararması, çürük iç gibi kalite bozulmaları ile aflatoksin ve diğer mikroorganizma zararlarından dolayı ihracatta büyük sorun yaşanmaktadır.

Cevizde aşılı fidan üretimi, aşının zorluğu nedeni ile ancak belli üretim merkezlerinde yapılabildiğinden standart ve sertifikalı fidan üretimi yeterli değildir.

Antepfıstığının erkek ve dişi ağaçları mevcut olup, bahçelerin kurulması sırasında buna dikkat edilmediği için, bahçelerde boş meyve oranı artmaktadır.

Ülkemizin 65 ilinde yaklaşık 50 milyon civarındaki antepfıstığı anaçlarında yapılan aşılama çalışmaları, kamu kuruluşları ve üreticiler tarafından sürdürülmektedir. Bu şekildeki çalışmalar sadece örnek olmaktan öteye gidemediği gibi uygun tekniklerle yapılmadığı için kötü örnek olmuş, bazı yörelerde antepfıstığının gelişmesine olumsuz yönde etki yapmıştır.

Periyodisite nedeniyle verimin yıldan yıla değişmesi dış satımı olumsuz yönde etkilemektedir.

Ülkemizde kestane ve badem üretimi standart çeşitlerle kapama bahçeler şeklinde yapılamadığından, Türkiye dünya sıralamasında potansiyeline uygun bir yerde bulunmamaktadır.

Kestane kanseri ve mürekkep hastalığı kestane yetiştiriciliğini tehdit eder boyuttadır.

Öneriler
Fındıkta görülen çeşit karışıklığının giderilmesi, dış pazar talebi dikkate alınarak kaliteli ve bol ürün veren çeşitlerin belirlenmesi ve bahçelerde bu çeşitlere yer verilmesi gerekmektedir. Bahçeler tesis edilirken tozlayıcı çeşit uyumuna dikkat edilmelidir.

Fındıkta ürün nem ve havalandırma bakımından uygun depolarda depolanmalıdır.
Fındık işlemesinde kullanılan mekanizasyon geliştirilerek, ürünün kırılması sırasında meydana gelen kayıpların ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Böylece maliyetler düşürülerek daha sağlıklı üretim imkanı sağlanacaktır.

İç piyasada tüketilen fındık miktarının artışını sağlayacak önlemler alınmalıdır.

Ceviz üretiminde standart çeşitlerle kapama bahçelerin tesisinin yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Antepfıstığı bahçelerinin periyodisite eğilimi az olan çeşitlerle kurulması ve yeterli sayıda, aynı zamanda çiçek açan erkek ağaçların dikilmesi hakkında üreticiler bilinçlendirilmelidir.

Özellikle sulu koşullarda uygun anaç kullanımı ile sık dikim uygulamaları sayesinde ürün miktar ve meyve kalitesinde artış sağlanmalı, bölge sıcaklıklarının yüksek olması nedeniyle bilinçsiz sulama tuzluluk problemine yol açacağından uygun sulama tekniklerinin pratiğe aktarılması ve çiftçilerin bilgi düzeyinin arttırılmasına özen gösterilmesi konusunda üretici bilinçlendirilmelidir.

Antepfıstığının depolanmasında dış kabuğun soyularak muhafaza edilmesi konusunda araştırmalara öncelik verilmelidir.

Antepfıstığı işleme tesislerinin modern cihazlarla donatılarak, özellikle Aflatoksin analizlerinin yapılarak gelişmiş ülkeler seviyesine bir an önce ulaşılması gereklidir.
Antepfıstığında ihracata yönelik olarak, çeşit ıslahı çalışmalarına önem verilmelidir.

Bademde çeşit standardizasyonunun sağlanması, kaliteli standart yabancı çeşitlerin farklı ekolojilere uygun olanların yetiştirilmesinin yaygınlaştırılması gereklidir.

Badem yetiştiriciliğinin yapıldığı kıyı kesimlerde üreticiler için iyi bir gelir kaynağı olabilecek çağla badem yetiştiriciliğine önem verilmelidir.

Bölgeye ve tüketim şekline uygun standart kestane çeşitleriyle kapama bahçelerin tesis edilmesi yaygınlaştırılarak, verim ve kalite arttırılmalıdır.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından uygulanmakta olan kestane fidanı üretim ve dağıtımı konusundaki karantina hükümlerinin, kanser hastalığına çözüm bulununcaya kadar sürdürülmesinde yarar vardır. Ayrıca, Avrupa'dan ithal edilen ve çeşitlerimizle uyum denemelerinden olumlu sonuç alınan kestane mürekkep hastalığına dayanıklı anaçların çoğaltılması sağlanarak üretime kazandırılmalıdır.

Bölgeler arasında, kestane fidanı, aşı kalemi, aşı gözü gibi materyallerin naklini önleyerek hastalığın bulaşık yerlerden sağlıklı alanlara taşınması önlenmelidir.

Aflatoksin oluşumunun kontrolü için fındıkta çatlamanın engellenmesi, hasat ve sonrasında hızlı kurumanın ve hijyenin sağlanması, Antepfıstığında ise buruşuk tohum oluşumunu etkileyen faktörlerin ortadan kaldırılması önem taşımaktadır.

1.2.2.4. Turunçgiller

Mevcut durum

Türkiye'de, turunçgil üretimi ve ihracatı ülke ekonomisi açısından önemlidir. Türkiye turunçgil üretimi 2.425.000 ton dur. Bu grup içinde yer alan portakalın 1.215.000 ton, mandarinin 580.000 ton, limonun 500.000 ton ve altıntopun 130.000 ton üretimi vardır. Önemli üretim merkezleri Doğu ve Batı Akdeniz Bölgesi, Ege Bölgesi ve Doğu Karadeniz Bölgesi'dir. Turunçgil üretiminin yaklaşık %90'ı Doğu Akdeniz Bölgesi'nde gerçekleştirilmektedir.

Türkiye'de turunçgil üretiminin büyük bir kısmı taze olarak tüketilmekte olup, dış satım kalitesinde olan kısmı ihraç edilmektedir. En fazla ihraç edilen turunçgil türü limon olup 2003 yılı verilerine göre 208.984 tonluk bir ihracatla 75.266.000 $ gelir elde edilmiştir. Portakala ait değerler 150.051 ton ve 45.156.000 $'dır.

Sorunlar

Ülkemizde turunçgil fidanı üreten çok sayıda fidanlık vardır. Ancak, sertifikalı ve virüsden ari fidan üretimi yeterli düzeyde değildir.

Turunçgillerde, hasat dönemini daha uzun zamana yayabilmek için gerekli olan erkenci ve geççi çeşitler henüz devreye tam olarak sokulamamıştır.
Ülkemizde turunçgil yetiştiriciliğinde budama yapılmamakta ya da yanlış uygulanmaktadır.

Bilinçsiz ve hatalı gübre kullanımı maliyet artışına neden olmakta, meyve kalite ve miktarında düşüşlere yol açmaktadır.

Turunçgil meyvelerinin soğukta depolanma ve ambalajlanma olanakları yeterli değildir.

Turunçgil tarımında çeşit politikasının olmaması, hasat periyodunun kısalığı ve depolama kapasitesinin düşük olması nedeniyle ihracat olanakları kısıtlı kalmaktadır.
Ülkemizde turunçgil konusunda yapılan araştırmalar yetersizdir.

Öneriler

Kış donlarının riskini azaltmak için ekolojilere uygun tür ve çeşit seçimi ile yetiştiricilik yapılmalıdır.

Sağlıklı turunçgil üretimi için gerekli önlemlerin zamanında alınarak ürün miktar ve kalitesinde artış sağlanmalıdır.

Turunçgil yetiştiriciliğinin geleceği açısından biotik ve abiotik faktörlere dayanıklılığı dikkate alınarak bodur anaçlarla plantasyonların tesisi yaygınlaştırılmalıdır. Yeni kurulacak bahçelerde, birim alanda önemli verim artışı sağlayacak yarı-sık dikim ve sık dikim tekniklerinin uygulanması teşvik edilmelidir.

Turunçgillerde çeşit geliştirmeye önem verilmeli, dış pazar isteklerine uygun çeşitler üzerinde durulmalıdır. Türkiye erkenci ve geççi çeşitlerin geliştirilmesine ve üretimine önem vererek, hasat periyodunu daha uzun zamana yaymalı ve dış pazarlarda rekabet şansını artırmalıdır.

Taze tüketim yanında işlenmiş turunçgil meyvelerinin tüketimini artırmak için modern işleme tesisleri kurulmalıdır.

Turunçgillerde farklı pazarların değişik boyda ürün taleplerini karşılayacak paketlemeye özen gösterilmelidir.

Doğu Karadeniz Bölgesinde turunçgil özellikle mandarin yetiştiriciliği ve araştırmalar konusundaki çalışmalar teşvik edilmelidir.

Turunçgil tarımına birinci derecede uygun alanların tarım dışı amaçlarla kullanımının (turizm, sanayileşme, çarpık kentleşme vb.) önlenmesi ve korunması için yeni özel yasalar çıkartılmalı ve mevcut yasaların titizlikle uygulanması sağlanmalıdır.

1.2.2.5. Zeytin

Mevcut durum

Zeytin üretimi periyodisite nedeni ile yıllara göre değişmektedir. 2002 yılı üretimi 1.800.000 ton iken periyodisite yılı olan 2003'de 700.000 ton'a düşmüştür. Üretim miktarına bağlı olarak zeytinyağı ihracat değeri de değişmektedir.

Sorunlar

Mevcut zeytinliklerin büyük bir kısmı nispeten fakir, engebeli ve sulanmayan kır arazilerde, az bir bölümü ise, düz veya hafif meyilli sulanabilen taban veya kır-taban arazilerde yer almaktadır. Bu olgu yetiştirme tekniğini ve üretim maliyetlerini oldukça etkilemektedir.

Teknik bakım işlemleri (budama, gübreleme, hastalık ve zararlılarla mücadele, toprak işleme ve sulama) yeterince yapılmamaktadır. Bu bağlamda, zeytinde var olan periyodisite daha şiddetli biçimde ortaya çıkmaktadır.

Zeytinde gerek kalite açısından gerekse periyodisite açısından hasat zamanı ve şekli çok önemlidir. Özellikle yağlık çeşitlerin toplanmasında sırıkla vurarak, düşen meyvelerin yerden toplanması yöntemi uygulanmaktadır ki, bu son derece zararlı bir yöntemdir.

Öneriler

Sertifikalı fidan üretimi arttırılmalıdır.

Yeni kurulan zeytinliklerde modern üretim tekniklerinin kullanımına önem verilmeli, bu amaçla araştırma ve yayım kuruluşları arasındaki koordinasyon geliştirilmelidir.
Sulama ile ilgili alt yapı çalışmalarına önem verilmeli, sulanan alanların genişletilmesi sağlanmalı ve damla sulama ve fertikasyon sistemlerinin kurulması ile ilgili yatırımlar özendirilmelidir.

Yeni kurulanlar ile mevcut zeytinliklerin yenilenmesinde mekanizasyon ile ilgili konular göz önünde bulundurulmalı, başta hasat işlemi olmak üzere, yetiştiricilikte mekanizasyon düzeyi artırılmalıdır.

Verticillium solgunluğu önümüzdeki yıllarda daha da büyük problem olacaktır. Bu nedenle Verticillium'a dayanıklı tiplerin seçilerek anaç olarak kullanılması teşvik edilmelidir.

Türkiye'de mevcut zeytin ağaçlarının yaklaşık %' 75 inin meyilli arazilerde bulunması mekanik hasat bakımından sınırlayıcı bir faktördür. Mevcut zeytinliklerde öncelikle, dal sarsıcı, dal çırpıcı ve tarak şeklindeki hasat aletleri kullanılmalı, ileriye yönelik mekanik hasada uygun alt yapıyı oluşturmak için, agronomik çalışmalara devam edilmelidir. Zeytin yağı kalitesini arttırmak için erken hasat ve temiz ürün sloganı teşvik edilmelidir.

Zeytincilik kanunu ve yönetmeliklerin işletilmesi sağlanarak zeytin ağaç varlığı ve zeytin alanlarının artışı sağlanmalıdır.

Zeytinyağı sektöründe modern kontinü santrifüj sistemlerin ve sofralık zeytin sektöründe modern tekniklerin kullanımının ve işletme sayısının arttırılması gereklidir.

Zeytin ve zeytinyağı iç tüketimi konusunda kamuoyu bilinçlendirilmelidir.

Uluslararası ticarette haksız rekabetin önlenmesi için Uluslararası Zeytinyağı Konseyine yeniden üye olunmalıdır.

Zeytinyağı üretimi sırasında ortaya çıkan kara suyun değerlendirilmesi için teknolojik araştırmalar yapılmalıdır.

1.2.2.6. Diğer subtropik meyve türleri

Mevcut durum

Dünyada subtropik iklim kuşağı, ılıman ve tropik iklim kuşakları arasında yer aldığı için subtropik meyveler genel olarak diğer meyve türlerine göre daha az üretilmekte ve daha az tanınmaktadır. Bu grup içinde incelenen incir, nar, yenidünya, Trabzon hurması ve kivi türlerinin toplam üretim miktarı yaklaşık 320.000 tondur. İncir dışında diğer türlerin üretimleri ve ihracat değerleri fazla değildir. Bununla birlikte, dünyada en fazla nar üreten ülke Türkiye'dir.

Türkiye, Dünya'da en önemli incir üreticisi ülke durumundadır. Türkiye'de incir sahil kesimlerinin ürünü olup, üretimin önemli bir kısmı Ege Bölgesi'nde yapılmaktadır. Bölgede mevcut plantasyonların tamamına yakını Sarılop çeşidinden oluşmakta olup, kuru incir olarak ihraç edilmektedir. Uzun yıllar ülkemizden sadece kuru incir ihraç edilirken, son yıllarda taze incir ihracatı da önem kazanmıştır. Ülkemiz, Dünya taze incir üretim ve ticaretinde de, kalite ve ticaret hacmi açısından ilk sıralarda yer almaktadır.

Sorunlar

Türkiye'nin taze incir ihracatının son yıllarda artmasına karşın üretim yeterli değildir.
Kuru incir üretiminde üretim fazlası bulunmakla birlikte, iç tüketim yeterli seviyeye ulaşmamıştır.
Son zamanlarda kurutmalık incir plantasyonları dağlık ve yamaç arazilerde olmakla birlikte, buralarda uygun toprak işleme ve teraslama yöntemleri uygulanmamaktadır.
Kuru incirde aflatoksin ve okratoksin-A ile ilgili sorunlar yaşanmaktadır.

Nar meyveleri çatlamaya karşı hassastır. Bu da pazarlanabilir ürün miktarını düşürmektedir.

Özellikle Trabzon hurması ve yenidünyada standart çeşitler azdır.

Öneriler

Sofralık incir ihracatında söz sahibi olan Bursa Siyahı çeşidinin üretim alanlarının genişletilerek, hem ürün miktarının arttırılması, hem de hasat döneminin uzatılması gereklidir. Özellikle farklı mevsimlerde olgunlaşan sofralık incir çeşitlerinin farklı ekolojilere adapte olabilenlerinin belirlenmesi pazarda daha uzun süre sofralık incir sunumunu sağlaması açısından önemlidir.

Taze incirin taşınması ve pazarlanması sırasında ön soğutma işlemlerinin iyileştirilmesi, taşımacılığın geliştirilmesi önem verilmelidir.

Kuru incirde kaliteyi yükseltici teknik uygulamaların zamanında ve doğru biçimde yapılmasına özen gösterilmelidir. Kaliteli ve temiz ilek elde edilmesi amacı ile bölgesel bazda çalışmaların yapılması gerekir.

Aflatoksin ve son yıllarda ortaya çıkmakta olan okratoksin A düzeylerinin yıllara göre miktar ve sıklığının belirlenerek oluşumunu önleyecek yada azaltacak araştırma ve eğitim çalışmalarının desteklenmesi sağlanmalıdır.

Kurutma işleminin toprakta değil, mutlaka kerevetlerde yapılmasına özen gösterilmelidir.

Kaliteli, ismine doğru, hastalıksız fidanlar üretilerek bunlarla yeni bahçelerin kurulması sağlanmalıdır.

Geleneksel ürünümüz olan kuru incirin organik olarak üretimine gereken önem verilmelidir.

Özellikle narda çatlamaya dayanıklı çeşitlerin üretimi yaygınlaştırılmalıdır.

Yenidünya üretimi sınırlayıcı temel faktör minimum sıcaklıklar ve don riskidir. Bu nedenle uygun çeşitlerin uygun ekolojilerde yetiştirilmesi sağlanmalıdır.

Bahçelerde uygun bir sulama ve gübreleme programı uygulanmalıdır. Özellikle bu uygulama çatlamaya duyarlı olan nar için çok önemlidir.

Subtropik meyvelerin, konserve, reçel, marmelat, meyve suyu, pasta ve dondurma sanayii, dondurulmuş veya kurutulmuş ürünler, şekerleme, meyveli süt ve yoğurt gibi çok çeşitli şekillerde işlenmiş olarak değerlendirilebileceği göz önüne alınarak bu sektörün gelişmesi sağlanmalıdır.
Özellikle yenidünya ve Trabzon hurmasının soğukta depolanması ve taşıma tekniklerinin geliştirilmesi gereklidir. Narın da yine depolanması üzerinde çalışmaların yoğunlaştırılması gereklidir.

Trabzon hurması, Türkiye'de ihracat spektrumunu genişletmek amacıyla yeni bir ürün olarak değerlendirilmektedir. Üretimi yerel pazar ihtiyacını karşılayamaz durumdadır. Üretime uygun olanlar ve yüksek performanslı çeşitlerin seçimine yönelik çalışmalara öncelik verilmelidir.

Kivide erken hasat problemi olduğundan erken hasatın önlenmesi için çiftçilerin eğitimine yönelik çalışmalar yapılmalıdır.

1.2.2.7. Muz

Mevcut durum

Ülkemizde 2002 yılında 23.850 dekar alanda 95.000 ton muz üretimi gerçekleştirilmiştir. 2003 yılı üretimi 110.000 ton civarındadır. 2002 Yılında bir önceki yıla göre; muz alanlarında % 51 oranında artış görülmüştür. Üretimde miktarı % 27 oranında artış olmasına rağmen, dekara verim ise 4 tondan 3,4 tona düşmüştür.

Sorunlar

Muz yetiştiriciliği konusunda bilimsel bir gübreleme çalışmasının yapılmamış olması, nedeniyle üretici geleneksel yöntemler ve gübre satıcılarının önerileriyle hareket etmektedir.

Muz seraları tesisi için gerekli teknik bilgi bulunmamaktadır.

İç çürüklüğü de önemli bir sorun olup, meyve kalitesini bozmaktadır.

Yerli muz üretiminin yapıldığı Anamur İlçesi pazarlama merkezlerine uzaklığı ve iklimlendirilmiş nakliye araçlarının olmaması nedeni ile özellikle kışın, meyvelerin dondan zarar görmeden taşınması zorlaşmaktadır.

Öneriler

Muz yetiştiriciliğinde (özellikle örtü altı) adaptasyon ve gübreleme ile ilgili araştırmaların yapılması ve bulguların üreticiye aktarılması sağlanmalıdır.
Muz üretimine ilişkin sera teknolojisi ve sera içi donanımlarla ilgili teknolojik çalışmalar yapılmalıdır.

Muz ithalatına % 147,5 olarak uygulanan gümrük vergisinin üreticiyi koruması nedeni ile bu uygulamaya devam edilmelidir.

1.2.2.8. Çay

Mevcut durum

Dünya üzerinde çay bitkisi, Kuzey Yarım Kürede yaklaşık 420 enlem derecesinden, Güney Yarım Kürede 270 enlem derecesine kadar olan kuşak üzerinde yetiştirilmektedir. Yağışın bol ve iklimin sıcak olduğu bölgelerde yetiştirilmesine rağmen, dünyada çay üretiminin ekonomik olarak yapıldığı yerler sınırlıdır. Hindistan, Çin, Sri Lanka, Endonezya, Kenya ve Japonya çay bitkisinin yaygın olarak yetiştirildiği ve çay üretiminin yoğun olarak yapıldığı ülkelerdir. Bu ülkeler ve Türkiye ile birlikte 30'a yakın ülkede ekonomik düzeyde çay üretimi gerçekleştirilmektedir. AB ülkelerinde ise çay tarımı yapılmamaktadır.

Dünya çay tarım alanları yaklaşık 2.300.000 hektardır. Bu alanın %86'sı Asya Kıtasında, %9'u Afrika kıtasında, geri kalan %5'lik kısmı ise Güney Amerika ve Okyanusya'da bulunmaktadır. Dünya kuru çay üretimi 3.2 milyon tondur. Bu üretimin %82.5'i Asya kıtasında, %14.7'si Afrika kıtasında, %2.8'i ise Güney Amerika ve Okyanusya' da yapılmaktadır.

Dünyada üretilen kuru çayın %42.5'i ihraç edilmektedir. Büyük çay üretici ülkelerden Asya kıtasında yer alanların dünya ihracatından aldıkları pay %64, Afrika kıtasında %30.9, Güney Amerika kıtası ve diğerlerinde ise %5.1' dir.

Yıllık kişi başına çay tüketim miktarları yüksek olan ilk beş ülke ise, İrlanda(3,2 kg), İngiltere(2.6 kg), Kuveyt(2,5 kg), Türkiye(2.3 kg) ve Katar(2.0 kg)'dır. Türkiye, çay tarım alanlarının genişliği bakımından ve kuru çay üretimi yönünden 6.sırada, yıllık kişi başına tüketim bakımından ise 4. sırada yer almaktadır.

Türkiye'de çay tarımı, olağan çay ekolojisinin(tropik ve subtropik iklim kuşaklarının) dışında, 420 kuzey enleminde, kuzey doğusu, soğuğu kesen Kafkas sıradağları, güneyi ve doğusu birden bire yükselen, yükseklikleri 3500 m.'ye ulaşan ve denizden gelen nemli rüzgarların yağış bırakmalarına neden olan Kaçkar sıradağları ile çevrili, denize açık, kuytu bir mikroklimada yapılmaktadır.

Doğu Karadeniz Bölgesinde 767 bin dekar çaylık sahada yaklaşık 203 bin üretici çay tarımı ile uğraşmakta, yıllık yaş çay ürünü rekoltesi iklim ve tarımsal teknik koşullara bağlı olarak 850-950 bin ton arasında değişebilmektedir.

Çay sektöründeki toplam alımın %60-65'i Çaykur, %35-40'ı Özel Sektör tarafından gerçekleştirilmektedir.

Çaylık alanların %65'i Rize, %21'i Trabzon, %11'i Artvin, %3'ü ise Giresun ve Ordu illerinde bulunmaktadır.

Çay tarımı, bölgede çoğunlukla küçük aile işletmeciliği şeklinde yapılmaktadır. Çay üreticilerinin %80'i 0,5-5 dekar, %18'i 6-10 dekar, %2'si 11-15 dekar çaylık alana sahiptir. Çay tarım alanlarında işletme büyüklüğünün optimum işletme büyüklüğünden daha düşük seviyede olması iki temel gerekçeye dayanmaktadır. Birincisi, arazi yapısının dağlık ve engebeli olması nedeni ile üretimin dar alanlarda yapılması, ikincisi ise işletme haklarının isteğe bağlı olarak veya miras hukuku nedeni ile aile bireyleri arasında pay edilmesidir. Bu nedenle bir ailede birden fazla çay bahçesi ruhsatı ve çay satış cüzdanı bulunabilmektedir. Bölgede, mevcut tarımsal yapının, ortaya koyduğu bu sonuca göre, çay üreticisinin bu işletme büyüklüğü ile çay tarımından ekonomik anlamda yeterli gelir sağlaması güç görünmektedir.

Çay, Doğu Karadeniz bölgemizin sosyal ve ekonomik yükünü sırtında taşımaktadır. Şehirleşmede, gelir dağılımında, bölgesel göçün azalmasında, tarım topraklarının verimli kullanılmasında ve erozyonun önlenmesinde önemli rol oynamaktadır.

Çay sektöründe Çaykur, 46 yaş çay işleme fabrikası, 3 Çay Paketleme Fabrikası, Anatamir Fabrikası, Atatürk Çay ve Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü ile faaliyetine devam etmektedir. Çaykur'un dışında 230 özel sektör işletmesi bulunmaktadır. Bunların 183 adedi Rize, 26 adedi Trabzon, 7 adedi Artvin,12 adedi Giresun, 1 adedi Ordu ili sınırları içinde yer almaktadır. Sektörde mevcut günlük yaş çay işleme kapasitesi (Özel sektör 8746 ton/gün, Çaykur 6600 ton/gün) toplam 15.346 ton/gündür. Çaykur mevcut kapasitesinin tamamını kullanırken, özel sektörün kapasite kullanım oranı oldukça düşüktür.

Ülkemizde 2003 yılı yaş çay yaprağı üretimi 875 bin ton, 2004 yılı üretimi 1.050 - 1.100 bin ton arasındadır. Kuru çay üretimi 2003 yılında 154 bin ton, 2004 yılında ise 190-195 bin ton arasındadır.

Çay bahçelerinin ıslahı ve kaliteli çay üretimini temini amacıyla 1994 yılından itibaren uygulamaya konan Budama Projesi, 2000 yılından itibaren uygulanan Yaş Çay Alım Programı ve son iki yılda uygulanan pazarlama yöntemleri ile kuru çayda stok sorunu ortadan kalkmış olup, üretim-tüketim dengesi kurulmuştur.

Ülkemizin çay ihracatı dökme ve paketli çay olarak gerçekleştirilmektedir. Son yıllarda paketli çay ihracatımız önemli ölçüde artış kaydetmiştir.

Dikim alanları doğal sınırlarına ulaşan çay sahalarının tohumla tesis edilmesi, bir kısmının 60 yıl olan ekonomik ömrünü doldurmuş olması, plantasyonlarda gençleştirme işlemine önem verilmeyişi, bakım ve hasat işlemlerinin teknik şartlara uygun olarak yapılmayışı kalite ve verimde önemli kayıplara neden olmaktadır.

Bölgede çayın ekonomik ve sosyal alandaki yeri ve önemini göz önüne alınarak ürünün fiyatlandırılması büyük önem arz etmektedir. 2003 yılından itibaren üreticilere ödenmeye başlanan destekleme pirimi uygulaması, kuru çay üretim maliyetini düşürerek, çay sanayicisi ve tüketicisi korunmuş, üreticisi ise desteklenmiştir
Çay ithalatında %145 gümrük vergisi uygulanmaktadır. Bu uygulama Türkiye'nin DTÖ tarım anlaşmaları ile ilgili taahütlerinin bir sonucu olup, 1995 yılından beri uygulanmaktadır. DTÖ ile tarım anlaşması yapan ülkeler 3 konuda uyum göstermek zorunda bırakılmaktadır. Bütün ülkeler gıda ve tarım ürünlerinde dış ticaret korumasını kaldıracaktır. İç pazarda sağlanan ve dış ticareti etkileyen destekler uluslararası denetim altına alınacaktır. Tarım ve Gıda ürünleri için ihracat sübvansiyonu verilmeyecektir. Bu kuralların tam olarak uygulanabilmesi ve beklendiği gibi dünya ticaretinde liberalizasyonun sağlanabilmesi DTÖ'nün düzenlediği uzun bir müzakere sürecine bağlı görünmektedir.
Bugün ülkemizin resmi ithalat rakamları 3-4 bin tonu aşmamaktadır. Ancak, bazı resmi olmayan kayıtlarda ise bu rakamın üzerinde ithalat yapıldığı tahmin edilmektedir. Kayıt dışı giren çay iç piyasayı olumsuz yönde etkilemektedir.

Öneriler

Türk çay sektörü, mevcut yapısını modern çağın gereklerine dönüştürmek, teknolojik yenilenmeye ve yapısal reformlara açık olmak zorundadır. Dünya pazarlarında varlığını ortaya koyabilmesi ve sürdürülebilir kılmasının temel şartıdır.

Çay sektörünün rekabet edebilir düzeye yükseltilebilmesi için şu temel yaklaşımlar benimsenmelidir.

• Çay üst kurulunun oluşturulması ve serbest rekabet ortamının inşa edilmesi,
• Çay borsasının geliştirilmesi,
• Çay üretici birliğinin yeni şartlara uygun şekilde yapılandırılması,
• Çay Araştırma ve Geliştirme fonu yaratılması,
• Çaylıkların yenilenmesi projesinin bir takvim dahilinde başlatılması,
• Çay analiz laboratuarlarının geliştirilmesi,
• Pazar araştırma ve geliştirmeye yönelik promosyon faaliyetlerinin artırılması.

1994 yılından itibaren uygulanan budama çalışmaları, sektörde arz –talep dengesini oluşturma, bahçelerin ıslahı ve kaliteli yaş yaprak üretimi yönünde önemli katkı sağlamıştır. Ancak, çay bahçelerinde budamanın yanı sıra diğer tarımsal teknik tedbirlerle birlikte yaşlanmış çay ocaklarının üstün nitelikli çay klonları ile yenilenmesi projesinin hayata geçirilmesi ve desteklenmesi kaliteli çay üretimi için zorunludur.

Üreticilerin harcadığı emek ve masrafın karşılanabilmesi ve çay dikim alanlarındaki ekonomik yaşantının güçlendirilebilmesi için, üreticilere ödenen yaş çay ürün bedellerinin daha düzenli bir şekilde ödenmesini sağlayan düzenlemeler yapılmalıdır.

Doğu Karadeniz bölgesinin doğal şartları gereği kimyasal mücadele yapılmaması nedeniyle üretilen kuru çaylarda pestisid kalıntısı bulunmamaktadır. Bu durum, organik tarım için ciddi bir avantaj olduğundan, çay tarım alanlarında organik tarım yapılması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Çaykur yönetim kurulu tarafından Artvin/Borçka ve Rize/Çamlıhemşin Bölgeleri organik çay üretimine başlanması için 2004 yılında pilot bölge ilan edilmiştir.

Dünyada üretilen 3.2 milyon kuru çayın 700 bin tonluk bölümünü yeşil çay oluşturmaktadır. Özellikle son yıllarda yeşil çayın insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinin daha iyi anlaşılması, yeşil çay pazarının gelişmesine neden olmaktadır. Gerek ürün çeşidinin artırılması ve gerekse gelişen pazarlarda Türk çayının pay alabilmesi için yeşil çay üretimine de ağırlık verilmelidir. Çaykur 2004 sezonunda ilk Türk yeşil çay üretimini gerçekleştirilmiştir ve 26.11.2004 tarihinde piyasaya arz edilmeye başlanmıştır.

1984 yılında yayınlanan 3092 sayılı yasa ile, çayda devlet tekeli kaldırılmış ve özel sektörün çay sektöründe faaliyet göstermesi sağlanmıştır. Sektörün özel girişimcilere açılması ile istihdamda belirli bir artış sağlamakla birlikte, bir kısım özel firmaların yeterli işletme sermayesi olmadan sektöre girmeleri, taban fiyatın altında ürün almaları, üreticiden aldıkları ürünün bedellerini çok geç ödemeleri, ürün bedelini kuru çay ya da çeşitli eşya ile ödemeleri, denetimsiz ve kuralsız çalışmaları nedeniyle, sektörde beklenen gelişmeyi sağlayamadıkları gibi, kalitesiz kuru çay üretmeye yönelerek, hem üreticinin hem de tüketicinin mağdur olmasına neden olmuşlardır. Bazı özel firmalar kendi imajlarını yaratmanın yerine, Çaykur çaylarını taklit etme yoluna giderek haksız kazanç elde etmeye yönelerek, piyasada kargaşaya neden olmuşlardır. Bu nedenle haksız rekabeti önleyen ve kalitesiz kuru çay üretimini engelleyen gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı ve denetimler etkin hale getirilmelidir.

Çay ürününün üretimi ve işlenmesi esnasında yaratılan istihdam hacmi şehirlere göçün önlenebilmesinde önemli bir işlev üstlenmektedir. Doğu Karadeniz Bölgesinin coğrafi yapısından kaynaklanan arazi yapısı çok çeşitli tarım ürünlerinin üretimi açısından dezavantaj teşkil etmektedir. Bu sebeple, coğrafi ve ekolojik şartlara uyum sağlayan çay tarımına azami derecede destek verilmelidir.

Ülkemizin AB'ne üye olması durumunda ise; AB ülkeleri içinde çay üreten tek ülke olacaktır. Bu bir avantaj olarak görünmektedir, Türk çayının, AB'nin Ortak Tarım Politikası mevzuatlarına ve Ortak piyasa düzenlerine uyum sağlaması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Çayın da ortak piyasa düzenleri içinde yer alması ve AB'nin tarımsal yönlendirme ve garanti fonu kaynaklarından, gerekli finansman ve teknik desteğin sağlanması yönünde olanakların ortaya konması şarttır. Çay üreticisini ve sanayicisini koruyan, sektörde yapısal dönüşüm ve gelişimi sağlayacak yeni düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.

Türk çay sektörünün gelecek yüzyılın ihtiyaçlarına cevap verebilmesi için;

1- Ekonomik ömrünü tamamlamış, yaşlı verimi ve kalitesi düşük çay bahçeleri, üstün kaliteli,verimli,topoğrafik ve ekolojik şartlara uyum sağlayan klonlarla yenilenmesi projesinin hayata geçirilmesi için desteklenmesi zorunludur.
2- Dünyada ve ülkemizde sağlık yönünden önemi ve talebi her geçen gün artan yeşil çay üretiminin arttırılması için teknolojik ve finansal desteğin sağlanması
3- Dünyada üretim miktarı çok az olan fakat gıda güvenliği ve çevre dostu üretim adına gittikçe önemi ve talebi artan organik çay üretiminin müstahsil ve sanayicsinin desteklenerek üretiminin arttırılması
4- Çay bahçelerinin yenilenmesi amacıyla, üstün özellik gösteren klonların seçilmesi ve bunların hızlı bir şekilde doku kültürü ile çoğaltılması için gerekli alt yapı ve eğitim en kısa sürede sağlanmalıdır.

1.2.2.9. Üzümsü Meyveler

Mevcut durum

Üzümsü meyveler grubu içinde en önemli tür çilektir. Bunun dışında frenküzümü, yaban mersini ahududu ve böğürtlen yer almaktadır. Ancak bunlar çok fazla tanınan türler değildir. 2001 yılı çilek üretimi 117.000 t, ahududu üretimi ise 1.840 t dur. Frenküzümü, yaban mersini ve böğürtlen üretimi ise yok denecek kadar azdır. Türkiye frenküzümü, yaban mersini ahududu ve böğürtlen türlerinin doğal yayılma alanı içinde bulunmakta ve hemen bütün bölgelerde bir veya birkaç türün farklı formlarına rastlanmaktadır. Türkiye'nin her yöresinde üzümsü meyve türlerinden biri veya birkaçı yetiştirilebilmektedir.

Sorunlar

Çilek yetiştiriciliğinde, fide genellikle üreticinin kendi tesislerinden veya komşusundan sonbahar temizliği sırasında elde edilen fidelerden sağlandığı için fidelerde ilgili karantina önlemleri gerektiği şekilde yapılamamakta bu da hastalık ve zararlıların daha çabuk yayılmasına ve verimin düşmesine neden olmaktadır. Meristem kültürü yolu ile fide üretim henüz ihtiyacı karşılayacak düzeyde değildir.

Çileğin ekonomik ömrü ortalama 3 yıl olmasına karşın ülkemizde aynı bitkiden 6-7 yıl ürün alınmaktadır. Bu uygulama, verimliliğin düşmesine, hastalık-zararlı etmenlerin çoğalmasına ve toprak yorgunluğunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Öneriler

Ülkemizde uzun yıllardır üretimi yapılan yabancı çilek çeşitlerine göre tat ve aroma bakımından çok daha üstün niteliklere sahip olan Osmanlı çileğinin koruma altına alınması gerekmektedir.

Çilekte frigo fide kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.

Örtüaltı çilek yetiştiriciliğine uygun bölgeler olan Akdeniz ve Ege Bölgelerinde üreticilere gerekli destekler verilerek, erkenci çilek yetiştiriciliği teşvik edilmelidir.

Özellikle taze (erkenci ve geç turfanda) ve dondurulmuş olarak ihracat olanaklarının artırılması için gerekli alt yapı, çeşit standardizasyonu ambalajlama, nakliye, muhafaza, depolama, değerlendirme ve pazar organizasyonu kurulmalıdır.

Türkiye, çilek dışındaki diğer üzümsü meyve türlerinin yetiştiriciliğine son derece uygun alanlara sahip olması nedeni ile üretimi artırıcı önlemler alınmalı, yapılmakta olan adaptasyon ve seleksiyon çalışmalarından elde edilecek sonuçların bir an önce pratiğe aktarılması gereklidir. Özellikle çok düşük gelirli orman köyleri için ahududu, böğürtlen ve frenk üzümü ideal türlerdir. Genellikle bitkiler yarı otsu yapıda ve alçak boylu olduklarından işçilik ve bakımı kolaydır. Bu meyve türlerinin üretiminin artmasıyla tarıma dayalı endüstri kuruluşları da teşvik edilmiş olacaktır.

Çilek ve diğer üzümsü meyvelerin gerek dondurarak gerekse diğer değerlendirme teknikleri geliştirilmeli ve bu sanayi kolu desteklenmelidir.

Önceki
Önceki Konu:
Karayemiş

Yapılan Yorumlar

Henüz kimse yorum yapmamış.

Bu sayfada yer alan bilgilerle ilgili sorularınızı sorabilir, eleştiri ve önerilerde bulunabilirsiniz. Yeni bilgiler ekleyerek sayfanın gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

Yorum Yapın

Adınız:
Mesajınız:
 
Son Ziyaretler:
© 2015 Şifalı Bitkiler Sitesi
Ücretsiz Web Sitesi